IŞİD: Bir Terör Örgütü’nün Doğuşu

Ebu Musab ez-Zerkavi kimdir?

Öncelikle örgütün kurucusu Ebu Musab ez-Zerkavi’yi konuşacağız. Örgütün 1999’da hangi amaçlarla kurulduğunu ve yıllar içinde bu amaçları bir bir nasıl gerçekleştirdiğini yazı ilerledikçe fark edeceksiniz.

Zerkavi, Ürdün’ün Zerka şehrinde doğdu. Gençlik yıllarında pek İslam’a yakın bir çizgide değildi. Ürdün’e gelen yabancı uyruklu kadınların pazarlanmasında rol oynadığı zamanlar bile oldu. Vücuduna, özellikle kollarına, birçok dövme yaptırdı.

Alkol tüketimi konusunda ciddi derecede sorunları vardı. Karıştığı kavgalar sebebiyle ciddi sabıka kaydı da bulunuyordu. Bu yıllarda babasını kaybedip askere gitti, askerden geldikten sonra kişiliği değişmeyince annesi devreye girdi.

Anne Ümmü Sayel, oğlunu cami cemaatine girmesi için teşvik etti. İşte tüm dünyayı etkileyecek süreç böyle başlamış oldu. Ebu Musab ez-Zerkavi mahallelerinde bulunan camiye gidip vakit geçirmeye başladı.

Çocukluğunda çevresinde birçok Filistinli çocuk bulunmaktaydı, onlarla da iletişimi koparmamıştı. Camide vakit geçirdikçe hem İslamcı düşünceleri gelişti hem de İsrail’e karşı nefret duymaya başladı.

Bu yıllarda Sovyetler Birliği’nin Afganistan’a müdahalesi başladı. Soğuk Savaş’ın etkisiyle Amerika Birleşik Devletleri Arap ülkelerinden Afganistan’a savaşmak için gitmek isteyen tüm gençlerin yolunu açıyordu.

Zerkavi’ye göre savaş İsrail’e karşı verilmeliydi ama Amerikan propagandası sebebiyle Afganistan’da Sovyet askerleri varken “ümmeti bölecek hareketlerde bulunmak” tekfir sebebi sayılıyordu. Zerkavi de mecburen diğer müslüman gençler gibi Afganistan’a gitti.

Afganistan’da Zerkavi’yi ve arkadaşlarını “Küresel Cihad’ın Babası” unvanıyla bilinen Abdullah Azzam’ın büyük oğlu karşıladı. Zerkavi’nin Afganistan’a gittiği dönem, Sovyetler Birliği’nin çekilmeye hazırlandığı döneme denk geliyordu. Dolayısıyla Zerkavi bu savaşta varlık gösteremedi.

Zerkavi burada çok fazla insanla tanıştı ve çok fazla bağlantı edindi. Bunlardan birisi de Ebu Muhammed el-Makdisi’ydi. Makdisi bir fikir babasıydı ve görüşleriyle birçok kişiyi etkileyebiliyordu, Zerkavi de etkilenenler arasındaydı.

Savaştan sonra Ürdün’e döndü ve Ürdün’de bulunan aşırıcı İslamcılarla iletişim kurarak bağlantılarını kuvvetlendirmeye başladı. Daha sonra Ebu Muhammed el-Makdisi’nin de Ürdün’e dönmesiyle birlikte ikili “Bey’at el-İmam” örgütünü kurdu.

Ürdün güvenlik güçleri hem Makdisi’yi hem de ünü gittikçe artan Zerkavi’yi bir süredir takip ediyordu ve örgüt kurulmasının tespiti sonrası ikisi de tutuklandı. 15 yıl hapis cezasına çarptırıldılar ve hapishaneye gönderildiler.

Hapishane dönemi Zerkavi için lider olarak tanınmaya başlayacağı dönemdir. Kurulan örgütün lideri Ebu Muhammed el-Makdisi’ydi fakat Ebu Musab ez-Zerkavi, hapishanede daha fazla öne çıkarak Makdisi’yi geride bıraktı.

Hapishanede hemen hemen bütün mahkumlarla iyi geçinmesi, cömert davranması gibi sebeplerle mahkumlar arasında da liderliği kabul gördü. Birkaç kez isyan organize etti. Bunlardan daha da önemlisi, vaaz vermeye başlamıştı.

Makdisi ile birlikte dini konularda vaaz veriyordu. Konuşmaları ve görüşleri coğrafyada yayılmış, ismi bilinir hâle gelmişti. Buradaki bir diğer önemli not, Zerkavi’nin gençlik yıllarında yaptırmış olduğu dövmeleri, hapishane yıllarında asitle silmeye çalışmasıdır.

Kral Hüseyin öldükten sonra Ürdün’ün başına geçen Kral II. Abdullah, hoşgörüsünü göstermek için bir af çıkardı. Bu af neticesinde Ebu Musab ez-Zerkavi de hapishaneden çıkacaklar arasındaydı fakat kendisi Ürdün güvenlik güçleri tarafından sorunlu olarak görülüyordu.

Diğer mahkumların aksine, Zerkavi’ye Ürdün’de yaşama şansı sunulmadı. Ürdün’de yaşamak istiyorsa hapishaneye dönmek zorundaydı. Tek seçeneği Ürdün’ü terk etmekti ve o da öyle yaptı. Aklında Kafkasya’ya ulaşmak ve Çeçenler ile görüşmelerde bulunmak vardı.

Bu bağlantıyı elde edebilmek amacıyla Pakistan’a gitti. Pakistan güvenlik güçleri de Zerkavi’yi fişlemişti ve kısa sürede yakalandı. 1 hafta boyunca sorgulandı. Sorgusunun ardından sınır dışı edildi. Bu sefer de el-Kaide ile temas kurdu ve Afganistan’a geçiş yaptı.

Bu kararıyla birlikte gençlik yıllarında hayalini kurduğu örgütü oluşturma fırsatı yakaladı. Afganistan’da bulunan Ürdünlü el-Kaide militanları arasında tanınıyordu ve bir anda kendini lider konumunda buldu. Bu durum Usame bin Ladin’in dikkatini çekmesini sağladı.

Ebu Muhammed el-Makdisi’nin Afganistan’a ulaşmasından kısa süre sonra Zerkavi, yanına Makdisi’yi de alarak Usame bin Ladin’i ziyaret etti. Usame bin Ladin ikiliyi kabul ettiğinde kendisinin yanında da Eymen ez-Zevahiri bulunmaktaydı. Görüşme hiç iyi geçmedi, hatta felaketti.
Görüşmenin ardından Ebu Musab ez-Zerkavi, Usame bin Ladin’in çok zayıf olduğunu düşündü. Zerkavi’nin aşırı görüşleri, Usame bin Ladin için bile fazlaydı.

Bununla birlikte Zerkavi’nin dövmeleri Eymen ez-Zevahiri için kabul edilemezdi. Hatta bu sebepten dolayı Zerkavi’nin Ürdün istihbaratına çalıştığını düşünmüş, hiç gözü tutmamıştı. Görüşmenin ardından bin Ladin ile ez-Zevahiri başbaşa görüşme gerçekleştirdi.

Her ne kadar birçok şüpheye sahip olsalar bile el-Kaide’nin Doğu Akdeniz ülkelerinde güçlenmesi gerektiği konusunda ortak bir karara vardılar ve bunun için en iyi lider adayı Ebu Musab ez-Zerkavi’ydi. Zerkavi’ye gereken el-Kaide desteği verildi.

Burada başka bir önemli not şu: Zerkavi, el-Kaide’den destek alıp Usame bin Ladin ile direkt olarak görüşmesine rağmen herhangi bir biatta bulunmamıştı. Bu durum 2004 yılına kadar sürecekti, bununla birlikte Zerkavi ile bin Ladin arasındaki fikir ayrılığı hiçbir zaman son bulmadı.

Örgüt’ün Temelleri Atılıyor

El-Kaide, Zerkavi’ye Herat’ta bir kamp tahsis etti. Zerkavi bu kampa “Tevhid ve Cihad” adını verdi. Bu kampta genellikle Ürdün’den, Filistin’den, Suriye’den gelen gençler eğitim görüyordu.

Bir not ekleyeyim: Bu isim sadece kamp ismi değildir. Zerkavi’nin kurduğu ilk örgüt de bu kamptan aynı isimle çıkmıştır. Tevhid ve Cihad örgütü, daha sonraki yıllarda isim değiştire değiştire Irak ve Şam İslam Devleti ismini almıştır. Yazının devamında göreceğiz.

Zerkavi aslında Irak’ta bir yapılanma kurma peşindeydi. Usame bin Ladin’in uyarılarını hiçbir şekilde ciddiye almıyordu. 2000 yılında Irak’a birkaç kez kaçak giriş yaptı ve Ensaru’l İslam’ın üyeleri ile birtakım görüşmeler gerçekleştirdi.

Çocukluktan tanıştığı bazı arkadaşlarını İran’a göndererek Afganistan – Kuzey Irak arasında köprü oluşturabilmek amacıyla İran’da da güçlendi. Zerkavi’ye göre Irak’a bir gün müdahale olacaktı ve Irak’ta herhangi bir yapılanma yoktu.

Bu süreçte 11 Eylül saldırıları gerçekleşti, akabinde de Afganistan’a Amerikan ordusunun müdahalesi başladı. Zerkavi bu süreçte İran’daki hücresini güçlendirmeye çalışıyordu. Savaş başlayınca Afganistan’a döndü ve Amerikalılara karşı koymak amacıyla savaşa katıldı.

Bu savaşta hava saldırısı ve mermi isabet etmesi sebebiyle iki kez yaralandı. Koalisyon güçlerinin ağır bombardımanı sonrası Afganistan’da direnişten vazgeçti, Afganistan’ı kayıp olarak görüyordu. Irak hakkındaki fikirlerini el-Kaidelilere dayattı ama başarısız oldu.

Bunun üstüne Afganistan’ı terk etti ve Irak’a geçti. Irak’ın o zamanki durumu çok kötüydü. Ciddi yaptırımlar mevcuttu. En basitinden klor dahi Irak’a giremiyordu. Birçok Iraklı çocuk, doğduktan kısa süre sonra ölüyordu.

Saddam otoritesini tamamen yitirmişti. Bu sebeple “Saddam’ın Fedaileri” adında bir yapı oluşturmuş, birçok yere silah saklamıştı ve birçok fail-i meçhul cinayet vardı. Uygulanan yaptırımlar sebebiyle “gri pazar” ağı da kurulmuştu.

Yani Irak’ta Saddam’ın da izin verdiği şekilde kaçakçılık yapılıyordu. Hatta başta Saddam’ın en yakınlarından İzzet İbrahim ed-Duri, araba kaçakçılığı yapıyordu. Akabe Limanı üstünden kaçak şekilde Irak’a araba getiriyordu. Arabalar bazen kullanılıyor, bazen parçalanıyordu.

Not: Bu dönemde getirilen birçok araba, daha sonradan Ebu Musab ez-Zerkavi tarafından bombalı araca dönüştürüldü ve hem Amerikan askerleri üstünde hem de Şii milisler üstünde kullanıldı.

Saddam bir diğer yandan otoritesini korumak amacıyla İslam’ı kullanmaya başlamıştı. Camilere, İslam okullarına Baasçı görevliler atıyordu. Amacı hem camilerdeki cemaatin hem de İslam okullarındaki inanmışların desteğini almaktı ama işler planladığı gibi gitmedi.

Gönderdiği birçok Baas temsilcisi, gittiği camilerde, İslam okullarında birçok aşırıcı ile tanışıp değişmeye, aşırı İslamcı olmaya başladı. Bu durum daha sonraki yıllarda Ebu Musab ez-Zerkavi’nin Baasçı gönüllü bulmakta zorlanmamasını sağladı.

Irak’ı anlattıktan sonra Zerkavi’ye dönecek olursak… Zerkavi bu dönemde Tevhid ve Cihad örgütünü tam anlamıyla oluşturdu. Irak’ta güçlendi ve zaman zaman Suriye’ye de geçiş yaptı. Hatta ona göre Irak’ı kontrol ettikten sonraki hedef Suriye’ydi.

Not: Zerkavi’nin konuşmalarında sık sık “Dabıq” kelimesi geçerdi. Burada “gerçek düşman” ile savaşacaklarını düşünür, Suriye için de hayaller kurardı. Yıllar sonra kendi geleneğinden gelen IŞİD, Dabıq’ta Türk ordusu ile savaşmış, kaybetmiştir.

Bu dönemde “Milenyum Saldırıları” üstüne plan yaptığı gerekçesiyle Ürdün’de hakkında dava açıldı. Saldırılar başarılı olabilseydi Ürdün’ü ve Amerika Birleşik Devletleri’ni hedef alacaktı. Zerkavi’nin adı ilk kez ciddi bir şekilde duyuldu.

Daha sonra Amerikalı diplomat Laurence Foley’i Amman’da teşvik ettiği iki aşırıcıya öldürttü. Bu olayda da ismi açık olarak zikredildi ve böylelikle Zerkavi de şöhretli teröristler arasında anılmaya başlandı.

Laurence Foley suikastından kısa bir süre sonra Zerkavi’nin tahmin ettiği gibi ABD’nin Irak’a müdahalesi başladı. Yıllar süren ambargo, dağılmış ve işlemeyen kurumlar, bitmiş bir ordu sebebiyle Irak çok fazla dayanamadı ve çok kısa süre içerisinde Amerikan ordusu Bağdat’a girdi.

Amerikan ordusu Bağdat’a girdikten sonra Irak’ın yönetimi büyük ölçüde Şiilerin eline geçti. Bu durum başlarda Amerikan ordusuna tepki koymayan Sünni aşiretleri kızdırdı. Zerkavi ile aşiret liderleri arasında sık sık görüşmeler gerçekleşmeye başladı.

7 Ağustos 2003’te Bağdat’taki Ürdün büyükelçiliği, Zerkavi’nin planını yaptığı bir saldırıyla havaya uçuruldu. Bir hafta sonra Birleşmiş Milletler binasına bombalı saldırı oldu. Bu saldırılar, Zerkavi’nin Amerikalılara “Savaş bitmedi, yeni başlıyor” mesajıydı.

Zerkavi, Irak’ın her yerinde Amerikan askerlerini hedef almaya başladı. Bununla birlikte İran destekli Şiilerin Irak yönetimini ele geçirmesi, yeni kurulan Irak ordusu ve emniyetinde aktif şekilde bulunması Irak kuvvetlerini ve Şiileri de hedef yaptı. Onlara da saldırdı.

Bu süreç içerisinde “üç kişiden oluşan bir internet ekibi kurdu.” Esas amacı davasını herkese duyurmak, Irak’a yabancı İslamcıları da çekmekti. Bununla kalmayıp, Amerikalı radyo kulesi tamircisi Nick Berg’i rehin aldıktan sonra, kafasını bizzat kendisi kesti ve bunu videoya çektirdi.

Videoyu dijital ortamda dolaşıma sokarak “kafa kesme videosu” denilen eylemin başlangıcını yapmış oldu. Kendi tarafından olanlara güven, düşmanlarına korku vermek için böyle bir yöntem izliyordu.

Yanında bulunup İngilizce bilen teröristler sayesinde Amerikan medyasını da yakından takip ediyor; bazen medyayı etkileyecek, Amerikan halkını dehşete düşürecek şeyler yapmak için uğraşıyordu.

Savaş sürerken Ebu Musab ez-Zerkavi’nin en ciddi zaferi Felluce’de gerçekleşti. Amerikan kuvvetleriyle Felluce’de yapılan ilk savaşta, Amerikan kuvvetleri ağır bir yenilgi aldılar ve çekilmek zorunda kaldılar.

Ebu Musab ez-Zerkavi bu dönemde Usame bin Ladin’e biat ettiğini açıkladı. Ünü gitgide artarken bir de Usame bin Ladin’e bildirdiği bağlılık yemini onu daha da bilinir bir kişi hâline getirdi. Usame bin Ladin’in Irak’ta başka bir aktör çıkarma şansı tamamen son buldu.

Bu biattan bir ay sonra Amerikan ordusu Felluce’ye ikinci saldırıyı başlattı. Kimyasal silahların kullanıldığı, Felluce’ye dakikada ondan fazla top mermisinin düştüğü savaşta Felluce’nin beşte biri yok edildi ama bu katliamla birlikte Felluce ele geçirildi.

Not: Amerikalıların Felluce’de kimyasal silah kullanması sebebiyle bugün dahi Felluce’de gerçekleşen doğumlarda birçok kusur bulunmaktadır. Bazı çocuklar yarım doğarken bazı çocukların vücudu bebek vücuduna benzetmemekte, bazılarında eksik organ bulunmaktadır.

Amerikalı yetkililer Felluce’ye girdikten sonra şehirde Zerkavi’ye ait üç işkence evi olduğunu tespit ettiler. Burada bazı Şii milislerin sorgulandığı tahmin edilirken bombalı araç yapılan birçok garajı da ele geçirdiler.

Burada GPS üstünden yapılan takip sonucunda bazı araçların Suriye’den geçirildiği tespit edildi. Zaten bir süredir Suriye sınırından Irak’a geçiş yapan birçok militan olduğu düşünülüyordu. Böylelikle Beşşar Esad’ın yönettiği Suriye’nin savaşın içinde olduğu kesinleşti.

Beşşar Esad’ın düşüncesine göre Irak’taki savaş sonrası ABD’nin hedefi Suriye olacaktı, bu yüzden ABD’yi Irak’ta bataklığa sokmak için elinden geleni yapıyordu ve aynı zamanda ABD’ye “Biz güçlüyüz, Irak gibi olmayacağız, direneceğiz” mesajı veriyordu.

Örgüt’ün Suriye’ye Geçişi

Suriye’den Irak’a ilk geçişlerin savaşın başlangıcında olduğu tespit edildi, ikinci geçişler Felluce Savaşı sırasında gerçekleşmişti. Daha sonra 2005 yılında Lübnan krizi patlak verince Beşşar Esad, ABD’ye karşı Irak’ta hamlesini yapmış, geçişlere göz yummuştu.

Geçişler Deyrizor’dan ve Haseke’den yapılıyordu. Sınırda bulunan Zerkavi’ye bağlılık yemini etmiş aşiret reisleri gelen terörist adaylarının her türlü ihtiyacını karşılıyor, bu terörist adaylarını yönlendiriyorlardı.

Amerikan istihbaratı raporlarına göre Suriye sınırı, Zerkavi’ye bağlı el-Kaide teröristleri için “ikmal deposu” görevi görüyordu. Bu durumdan Beşşar Esad’ın haberi vardı ve Esad, sık sık uyarılıyordu. Geri adım da atmıyordu.

Örneğin Ebu Gadiya isimli el-Kaide üyesi. Gadiya direkt olarak Esad’ın eniştesi ile temas kuruyordu ve sınırdaki geçişlerden sorumluydu. Zerkavi’nin en güvendiği kişilerden birisiydi. ABD ve İngiltere, Gadiya’nın sınırda yaptıkları sonrası Esad’ı uyarmış, dönüş alamamıştır.

Bunun üstüne Amerikan kuvvetleri direkt olarak Suriye topraklarında dünyaya duyura duyura operasyon yaparak Ebu Gadiya’yı öldürmüş, Esad’a mesaj vermiştir. Yine Amerikan istihbaratına göre, bu operasyon sonrası Esad, Irak direnişine desteği kesmiştir.

Not: Beşşar Esad’ın Irak direnişini desteklediği su götürmez gerçektir fakat aynı Beşşar Esad, Irak’taki savaşta istediğini bulamayıp Suriye’ye dönen bütün Sünnileri tutuklayıp kendisine tehdit olmamaları için cezaevine yollamıştır, bu kişiler Suriye İç Savaşı’nda karşısına çıkmıştır.

Birçok yerden destek alan Zerkavi, Irak’ta ciddi saldırılar yapmaya devam ediyordu. Hatta bir zaman sonra Amerikalıları bırakmış, Şiileri vurmaya başlamıştı. 2005 seçimlerinde yapmış olduğu propaganda ile Sünnilere seçimi boykot ettirdi.

Sünniler ne yaptığının farkına vardığında Şiiler seçimde ağır şekilde kazanarak tüm gücü ele geçirmişlerdi ve Sünnilerin Ebu Musab ez-Zerkavi hariç çalacak kapısı yoktu. Bu dönemde çok ciddi şekilde örgütüne katılımlar oldu. Saldırıların dozu yükseldi.

Hatta 13 yaşındaki zihinsel engelli bir kız çocuğunu bile canlı bomba olarak kullanacak kadar ileri gitti. Bunu yapmasına olanak sağlayan şey, Irak’ta Şiilerin Sünniler üstünde yapmaya başlamış olduğu zulümden başka bir şey değildi.

Örneğin El-Cadriyye yeraltı sorgu sığınağı Saddam’dan sonra Şiilerin yönetimine geçmişti. Bizzat Kasım Süleymani’nin atadığı Beşr Nasr el-Vandi tarafından yönetiliyordu. Yeşil Bölge’nin güneyinde kalan bu zindana Amerikalılar eriştiğinde…

…aylardır dışkı ve idrar içinde yaşayan, işkence görmüş; birçoğu ölü hâlde 168 Sünni Iraklı ile karşılaştılar. Amerikalılar bu Iraklıların nasıl taşındığını araştırdığında Irak sağlık bakanının emri sonrası ambulans ile taşındıkları saptandı. Bu bakan da Kasım Süleymani tarafından atanmıştı.

Bu ve bu gibi olaylar Zerkavi’nin çok büyük bir güç kazanmasını sağladı. Halktan maddi yardım da gördü. Bu dönemde Zerkavi’nin biat etmesi sonrası Irak el-Kaidesi adını alan örgütün finansal yapısı sadece “maddi yardıma” dayalı değildi elbette.

Zerkavi gençlik yıllarında suçla iç içeydi. Suçun nasıl işleneceğini biliyordu. Örgüt parayı suçtan buluyordu. Özellikle kaçakçılıktan sağlam para kaldırıyorlardı. Bununla birlikte öldürülen Amerikalı askerlerin teçhizatlarına da el koyup satıyorlardı. Fidye de istiyorlardı.

Zengin veyahut tanınmış Iraklıları bir bir kaçırıp fidye isteyerek para kazanıyorlardı. Selahaddin’deki Beyci petrol rafinesinden de petrol kaçırıyorlardı. Bu ve bunun gibi faaliyetler ile örgütün kazancının 7 ila 20 milyon dolar olduğu Amerikan istihbarat raporlarına yansıdı.

Güçlenen Irak el-Kaidesi Sünni halkı da rahatsız edecek derecede zorbalıklara başlamıştı. Bunun üstüne Anbar’daki bazı şeyhler Amerikalıların tarafına geçerek “Anbar Halk Konseyi” adında bir konsey kurdular ve Irak el-Kaidesi ile savaşmak için adım attılar.

Zerkavi’nin bu girişime toleransı olmadı. Anbar’daki halkı da hedef alacak şekilde bombalı saldırılar gerçekleştirdi. Konseyi kuran bazı şeyhlere suikastlar düzenletti. Sünni nüfusu da hedef almıştı. Bu vahşet sonrası konsey dağıtıldı ve Zerkavi’ye boyun eğildi.

Bu durum Usame bin Ladin’in küplere binmesine yol açtı. Yardımcısı Eymen ez-Zevahiri’ye mektup yazdırdı. Mektupta Zerkavi’ye karşı sert bir dil kullanılmış, artık Şiilerle savaşmaması emredilmiş, Amerikalıların hedef olması gerektiği vurgulanmıştır.

Zerkavi bu mektuba dönüş yapmayınca Usame bin Ladin bu sefer de el-Kaide’nin Libya’daki kıdemli üyelerinden Atiyah el-Rahman’a ulaştı ve Zerkavi’ye uyarıda bulunmasını rica etti. Atiyah el-Rahman bu olay üstüne Zerkavi’ye bir mektup yazdı.

Mektupta Zerkavi çok ciddi şekilde övülüyordu. Yaptığı şeyler takdir görüyordu fakat Atiyah el-Rahman cümlelerini “Usame bin Ladin ve Eymen ez-Zevahiri’ye karşı gelme, onların sözünü dinle, Şiilerle savaşma ve Amerikalıları hedef al” diye bitirmişti. Zerkavi’nin yanıtı gecikmedi.

4 Irak üniformalı Irak el-Kaidesi üyesi, On iki imamdan ikisinin türbesinin bulunduğu Şiiler için kutsal olan el-Askeri Camisi’ne saldırıda bulundu. Bu durum Irak’ı çok ciddi şekilde sarstı. Günlerce Şii-Sünni çatışması gerçekleşti.

Not: Kasım Süleymani destekli Mukteda es-Sadr’a bağlı Mehdi Ordusu, bu saldırı sonrası Anbar’a giden yolları kesmiş, Sünni sivilleri tek tek kurşuna dizmiştir. Saldırının yankıları çok uzun süre sürmüştür.

Zerkavi üstünde kontrolünü kaybeden sadece Usame bin Ladin olmadı, Amerikalılar da birçok yerin kontrolünü kaybetmişti ve Zerkavi durdurulamazsa Irak’ta daha kötü şeyler yaşanabilirdi. Özellikle Zerkavi’nin son hamlesi çok tehlikeliydi.

Usame bin Ladin ile sürtüşen, kendi yolunu çizen Zerkavi’nin başını ağrıtan şey Irak milliyetçiliğiydi. Kendisi ve birçok teröristi Iraklı değildi, bunun üstesinden gelmek için “Mücahit Şura Konseyi” adlı bir konsey kurmuştu.

Bu örgütle birlikte yerini perçinliyor, Iraklıların desteğini alıyordu. Usame bin Ladin için bu ciddi bir durumdu. Örgütlerin Irak’ın farklı yerlerinde faaliyet göstermesiyse Amerika Birleşik Devletleri için tam bir felaketti. Zerkavi bütün Irak’ta kontrolü ele geçirmek için çabalıyordu.

Not: Mücahit Şura Konseyi çatı örgüttür. 7 örgüt birleşmiştir. Bu örgütlerin hepsi daha sonra IŞİD’in çekirdeğini de oluşturmuş, hepsi bir bir Ebu Bekir el-Bağdadi’ye biat etmiştir.

Ebu Musab ez-Zerkavi, bu konseyin kurulması sonrası hayallerini etrafındakilerle paylaştı. Bir İslam Devleti kurmak istiyordu. Onun anlattığı hayalleri arka saflarda heyecanla dinleyen örgüt üyelerinden bazıları Ebu Bekir el-Bağdadi, Ebu Muhammed el-Culani gibi kişilerdi.

Amerikan istihbaratı bu olayların üstüne Zerkavi’yi yakalamak veya öldürmek için daha hummalı çalışmalar başlattı. Zerkavi ile temas kurduğu düşünülen herkes teker teker yakalandı ve sorguya çekildi. Amerikan istihbaratı samanlıkta iğne arıyordu.

Ele geçirilen teröristlerden birisinin evinde Zerkavi’ye ait propaganda videosu bulundu, video henüz yayınlanmamıştı. Amerikan istihbaratı samanlıktaki iğneyi bulmuş oldu. Terörist sorguya çekildi ve “Abdurrahman” kod adlı birisinin adını söyledi. Adam kısa sürede tespit edildi.

Zerkavi ile bağlantılı olduğu doğrulandı. Zerkavi’nin yeri tespit edildi. Amerikalıların işgal için kullandığı Beled Hava Üssü’nün dibinde bir evde bulunuyordu. Amerikalıların burnunun dibindeydi.

Amerikalılar, Zerkavi’nin evde olduğuna emin olmak istiyorlardı. Abdurrahman’ın da katılacağı bir toplantı için Zerkavi’nin evinde buluşma gerçekleşti. Birçok üst düzey üye evin içindeydi. Ev Amerikan Hava Kuvvetleri tarafından vuruldu. Kısa süre sonra bölgeye Irak kuvvetleri gitti.

Irak ordusu Zerkavi’ye ulaştığında Zerkavi ağır yaralıydı, Amerikalılar gelene kadar da öldü. Usame bin Ladin, Zerkavi’nin ölümü sonrası Zerkavi’den “Cihad’ın aslanı, savaşçı” olarak bahsetti. Hatta Şiilere karşı yaptıkları için de hak verdi, Şiilerin batılılarla iş yaptığını söyledi.

Zerkavi sonrası örgütün başına 1980 yılında el-Cihad’a katılmış, silahlı mücadelesini böyle başlatmış Mısırlı Ebu Eyyub el-Mısri geçti. El-Mısri aynı zamanda Irak’taki en yüksek el-Kaide üyesi olarak biliniyordu. Usame bin Ladin, sonunda Irak’ta örgütü kontrol edebilecekti.

Fakat hiç beklediği gibi olmadı. Ebu Eyyub el-Mısri, Mücahit Şura Konseyi’nin daha da büyüdüğünü duyurdu ve “Irak İslam Devleti” oluşumunu ilan etti. Her şeyin ötesinde bu oluşumun başına Ebu Ömer el-Bağdadi adında bir Iraklı geçti.

El-Mısri, kurulan sözde Irak İslam Devleti’nde “savaş bakanı” olarak görev yapacaktı. Lider Ebu Ömer el-Bağdadi’ydi. Bu durum İslamcı örgütlerde hiç bilindik bir şey değildi. Lider görevi bırakmış, daha alt bir pozisyona geçmişti.

Her şeyin ötesinde Ebu Ömer el-Bağdadi’nin El-Kaide’ye biat etmişliği bulunmuyordu. El-Mısri, Zerkavi’nin tarafını seçerek Usame bin Ladin’e ve Eymen ez-Zevahiri’ye ihanet etmişti.

Bu durum o yıllarda değil, yıllar sonra Eymen ez-Zevahiri’nin bir konuşmasında açığa çıkacaktı. El-Mısri, el-Kaide’nin adını kullanarak yabancı ülkelerden üye devşiriyordu, Ebu Ömer el-Bağdadi’yse Iraklı olduğu için Irak milliyetçilerinin direniş için kapısını çaldığı kişiydi.

Zerkavi ölmesine rağmen örgütün yönetimini Usame bin Ladin’e bırakmamıştı ve kendisinin kurduğu sistem aynen işliyordu. Hatta Amerikalı bir istihbarat uzmanı “Yaşanan gelişmeler sonrası Zerkavi’yi gerçekten öldürüp öldürmediğimizi sorguladık.” diyecekti.

El-Mısri ve Ebu Ömer el-Bağdadi, Irak İslam Devleti’ni boşuna duyurmamışlardı. Irak’ın çeşitli yerlerinde bakanlıklar kurdular ve halktan vergi almaya başladılar. Zerkavi’nin “devlet” düşüncesi adım adım gerçekleşmeye doğru gidiyordu.

Amerikalılar sistemlerinin çöktüğünü, Irak’ta kaybettiklerini fark edince strateji değiştirdiler. Sünni halk ile iletişim kurup Sünnileri, Irak İslam Devleti ile savaştırmaya karar verdiler. Bu strateji başarılı da oldu. “Irak’ın Evlatları” adlı bir örgüt kuruldu.

Bu örgüte birçok Sünni genç katıldı ve Irak İslam Devleti’ne karşı savaştılar. Irak İslam Devleti’nin birçok üyesi ya öldürüldü ya da tutuklanıp Bucca Kampı’na yollandı.

Sünnilerin birbiriyle savaşa tutuşması sonrası dini liderler Usame bin Ladin’e seslenerek duruma müdahale etmesini istediler fakat Usame bin Ladin, hiçbir şekilde müdahil olamadı çünkü kontrolü çoktan kaybetmişti.

Halktan destek bulamayan Irak İslam Devleti yöneticileri ve üyeleri köşeye sıkıştılar. Suriye’den geçişleri Ebu Gadiya yapıyordu, öldürüldükten sonra yerine Ebu Halef geçti. Amerikalılar onu da öldürdü. Bunun üstüne Menaf Abdurrahim er-Ravi bu görevi üstlendi.

Er-Ravi diğerlerinin aksine öldürülmedi, yakalandı. Sorgusunda Ebu Eyyub el-Mısri’nin ve Ebu Ömer el-Bağdadi’nin yerini itiraf etti. Amerikan kuvvetlerinin yaptığı operasyon sonucunda hem el-Mısri hem Ebu Ömer el-Bağdadi öldürüldü.

Irak İslam Devleti hem halk desteğini kaybetmişti hem de yöneticilerini koruyamamıştı. ABD adına her şey güzel giderken Nuri el-Maliki seçildi. Nuri el-Maliki, Bucca Kampı’ndaki teröristleri “ABD ile savaşanlar neden tutuklu kalsın?” diyerek serbest bıraktı.

Bucca Kampı’nda genelde Zerkavi’nin görüşüne yakın kişiler bulunuyordu. Maliki’nin ikinci hamlesi “Irak’ın Evlatları” örgütünü dağıtmak oldu. Maaşları ödemeyi bıraktı ve hatta bazılarını tutuklattı. Bu durum IİD’nin başına geçen Ebu Bekir el-Bağdadi’ye çok yardımcı oldu.

Bağdadi lider olduğunda birçok Irak uzmanı şaşırmıştı, çünkü Bağdadi’yi kişisel olarak tanıyan birçok Irak uzmanı bulunuyordu. Irak uzmanlarına göre Bağdadi utangaç, silik bir insandı ve liderlik özelliği yoktu.

Iraklı uzmanların anlattıklarına göre Bağdadi, Irak işgal edildiğinde doktorasını tamamlamış, evli ve bir çocuğu olan, sevilen sayılan birisiydi. Hatta Irak işgalinde diğer İslamcılar gibi direnişe de katılmamış, etrafındakileri şaşırtmıştı.

2004 yılında bir hücre evine yapılan baskında ele geçirildi ve Bucca Kampı’na koyuldu. Hedef kendisi değildi, yanındaki arkadaşları sebebiyle tutuklanmıştı. Doktora yapmış olması, sakin görüntüsü Amerikalıların Ebu Bekir el-Bağdadi’ye saygı duymasını sağlamıştı.

Daha sonradan Guardian’a konuşacak olan Ebu Ahmed isimli bir terörist, Amerikalıların olayları çözerken Ebu Bekir el-Bağdadi’den yardım aldığını söyleyecekti. Kampta bir sorun olduğunda Ebu Bekir el-Bağdadi sorunu çözüyor, Amerikalıların işini kolaylaştırıyordu.

İslam üstüne doktora yapmış olması sebebiyle hapishanede de ciddi saygı görüyordu. Ama Ebu Ahmed’e göre Bağdadi’nin amacı sorunları çözmek değildi. Amerikalıları yemleyip kazanmış olduğu bu özellik sayesinde hapishane kamplarını gezerken bağlantı edinmekti.

Bucca Kampı’nda genelde aşırıcılar ve Saddam’ın eski subayları bulunuyordu. Bağdadi burada çok ciddi bağlantılar elde etti. Bucca Kampı’ndan çıktıktan sonra Mücahit Şura Konseyi’ne katıldı ve Zerkavi’nin güvendiği kişilerden birisi oldu.

El-Mısri ve Ebu Ömer el-Bağdadi öldürüldükten sonra 11 kişilik bir meclis, örgütün yeni liderini belirlemek için toplandı. 9 oy Ebu Bekir el-Bağdadi’ye çıkınca Ebu Bekir el-Bağdadi yeni emir seçildi ve örgütün başına geçti.

Ebu Bekir el-Bağdadi’nin ezici çoğunlukla kazanmasına sebep olarak genç kişiliği, doktorasının olması gösterilebilir fakat Amerikan istihbaratı raporlarına göre Bağdadi’nin örgütün başına geçmesinde Saddam’ın eski askerlerinin çok ciddi yeri vardır.

Örneğin daha önceden Irak Hava Kuvvetlerinde çalışan “Hacı Bekir” kod adlı Abd Muhammed el-Hilifavi, meclis üyelerine Ebu Bekir el-Bağdadi’yi seçmelerini tavsiye etmişti. Hacı Bekir, o dönemde Halep’te hücre oluşturacak kadar ileri gitmiş birisiydi.

Eski asker olmasına rağmen Bağdat’ın düşmesiyle birlikte Zerkavi’ye ulaşmış, Zerkavi ile ciddi bir bağ kurmuştu. Bununla birlikte Ebu Bekir el-Bağdadi’nin ailesinin Baasçı bağlantıları olduğu yine Amerikan istihbaratı tarafından araştırılan konulardan bir tanesidir.

Hatta okuduğu bölüme girebilmek için o dönem Baasçı bir referans şart koşulmuştur, Bağdadi’nin bu referansı aldığı düşünülmektedir. Bununla birlikte üniversitedeki akıl hocalarından birisinin Saddam’ın sağ kolu ed-Duri ile çalıştığı bilinmektedir.

Bağdadi örgütün başına geçtiğinde İslam dünyası bu atamayı Usame bin Ladin’in yaptığını düşünmekteydi fakat düşüncelerin aksine Usame bin Ladin, Atiyah al-Rahman’a bir mektup yazdı. Mektupta çok ilginç ifadeler geçiyordu.

Usame “Irak’ta göreve gelen kardeşimiz hakkında detaylı bilgi vermen iyi olur, sahadaki güvenilir kardeşlerimizden aldığın bilgilerle bir rapor oluşturmanı istiyorum. Biz de ona göre durumu netleştirelim.” demişti.

Bağdadi gücü eline geçirdiğinde ABD Irak’tan çekilmeye hazırlanıyordu, Maliki’nin hamleleri Sünnileri yeniden Irak İslam Devleti’ne itiyordu ve ötesinde kısa süre sonra Arap Baharı başlamıştı ve Suriye de karışmaya müsait ülkelerden birisiydi.

Bunlarla birlikte Usame bin Ladin de öldürülmüştü ve el-Kaide zayıflamaya yüz tutmuştu. Ebu Bekir el-Bağdadi, Zerkavi’nin geleneğinden geliyordu. El-Kaide ile anlaşma yapmak istemiyordu.

Görevine geldiğinde kendisine 5 fazlı bir devlet planı sunuldu. Bu plan sonu devletle bitecek, Zerkavi tarafından planlamış, 3 fazı tamamlanmış bir plandı. Ebu Bekir el-Bağdadi’nin görevi hayallerini kurmuş oldukları İslam Devleti’ni oluşturmaktı.

Irak’ta saldırılara devam ederken Ağustos 2011’de başını Ebu Muhammed el-Culani’nin çektiği 8 kişiyi Suriye’ye gönderdi ve kendi hücresini kurmasını, her türlü desteği vereceğini söyledi. Bu sırada Beşşar Esad ölümcül bir hata yapmıştı.

31 Mayıs 2011’de genel af çıkarmıştı. Bu aftan Zerkavi’yle aynı safta savaşan kişiler de yararlanmıştı. Culani Suriye’ye gittiğinde bu kişilerle tek tek temas kurdu. 2012 yılında Irak İslam Devleti’ne bağlı 200 tecrübeli savaşçının Suriye’de bulunduğu saptandı.

Suriye-Irak sınırındaki silah sevkiyatı yılların ardından artık ters yönde akmaya başlamıştı ve Bağdadi’nin yolladığı örgüt üyeleri Suriye’de ciddi güç elde ediyordu. Yine 2012 yılında el-Nusra’nın kurulduğu açıklandı. Bu durum Esad’a karşı birlikte çok ciddi çatlak oluşturdu.

El-Nusra da Esad’ı indirmek istiyordu ve ABD tarafından terörist örgüt olarak tanınmıştı. Devrime inanan Suriye halkının büyük bir bölümüyse el-Nusra’yı destekliyordu. Bu durum en çok Esad’ın işine yaramıştı.

2013 Mart’ta El-Nusra Rakka’yı düşürdü. Siyah Sancak, Rakka’da dalgalanmaya başladı. Sokaklarda Bağdadi’nin kanunları okunmaya başlandı. Hırsızlık yapanın elleri kesilecekti, kadınlar giyimine kuşamına dikkat edecekti…

Rakka’nın düşmesinden sonra 8 Nisan 2013’te Ebu Bekir el-Bağdadi bir açıklama yaptı. El-Nusra’yı kendisinin kurdurduğunu, şimdi de el-Nusra’yla kendi örgütünün birleştiğini, örgütünün adının Irak ve Şam İslam Devleti olduğunu açıkladı.

Bağdadi her ay düzenli olarak silah ve para yollamıştı, şimdi karşılığını istiyordu. Culani bu birleşme teklifine karşı çıktı ve Suriye’nin kendisine ait olduğunu, Eymen ez-Zevahiri’nin tek lider olduğunu açıkladı ve el-Kaide’ye biat etti. İki taraftan da aylarca ses çıkmadı.

Aynı yılın haziran ayında el-Kaide lideri Eymen ez-Zevahiri, krizi engellemek için açıklama yaptı. Culani’nin kendisine sormadan biat etmesini eleştirse bile bağlılık yeminini kabul etti. Bağdadi’ye de Irak toprakları içinde kalması uyarısında bulundu.

Herkes konunun kapandığını düşünürken Ebu Bekir el-Bağdadi yaptığı yeni açıklamada el-Kaide liderini Rusya, İngiltere ve Fransa tarafından ortaya atılan Sykes-Picot anlaşmasının sınırlarına uymakla suçladı.

Bağdadi, el-Kaide liderinin Batı’ya boyun eğdiğini açıklamıştı dolaylı yoldan. Bu açık bir başkaldırıydı. Ebu Bekir el-Bağdadi, Zerkavi’den gelen gelenekten aldığı güçle el-Kaide’ye başkaldırdı ve İslamcı çevreler tarafından kabul görmeye başladı.

Bağdadi’nin bu manevrası ile hem el-Nusra hem de el-Kaide sarsıldı. El-Nusra’nın içindeki birçok militan, Bağdadi’ye biat etti. Bağdadi de Irak sınırını geçerek Suriye’ye girdi ve el-Nusra’ya savaş açtı.

Kısa süre içinde Suriye’nin birçok bölgesi de Bağdadi’nin ilan ettiği IŞİD tarafından ele geçirildi. IŞİD bu süreçte aşiretleri çok güzel kullandı. Birbirlerine düşürüp aşiretler arası savaşlar da çıkardı ve bu krizden yararlandı.

IŞİD’in yararlandığı başka bir konu Özgür Suriye Ordusu’nun disiplinsizliğiydi. ÖSO, elinde tuttuğu bölgelerde kontrolü sağlayamıyordu ve birçok başıbozuk üyeye sahipti. Halk ÖSO’yu önce desteklemiş sonra istememişti. IŞİD gittiği yerde devlet düzeni oluşturuyordu.

IŞİD gittiği yerde düzeni sağlıyor, bölge halkını silahsızlandırıyordu. Tek silahlı güç kendiydi. İnsanlar hakkını almak için IŞİD’e başvurduğunda dönüş alabiliyordu. Bu yüzden ÖSO bölgeleri de bir bir IŞİD eline geçti.

Dizilerde, filmlerde gösterilenin aksine IŞİD, ilk zamanlar için konuşuyoruz tabii, ele geçirdiği bölgelerde bünyesindeki teröristlerin halka silah göstermesini bile yasaklamıştı. Elbette bu durum yıllar içinde, koalisyonun ve Rusya’nın da savaşa katılmasıyla, değişecekti.

IŞİD bölgeleri ele geçirdikçe örgüte katılımlar da oldu. Örgüte katılmak zor değildi ama barınabilmek zordu. Hilafet Kampı’nda eğitim görmek zorunluydu. Burada 5 öğretmen örgüte katılmaya gönüllü olanlara ders verir, Arapça bilmeyenlere Arapça öğretirdi.

Temel askeri eğitimi de buradan alırlardı. Bundan sonraysa genelde kontrol noktalarına gönderilir, gözlem altında tutulurlardı. Bazı yeni üyelerin yeniden Hilafet Kampı’na dönerek eğitim aldığına şahit olunmuştu.

IŞİD, ekonomisini de ciddi anlamda petrolden çeviriyordu. IŞİD içinde bulunan Baasçı subaylar daha önce Saddam döneminde petrol kaçakçılığı konusunda uzmanlaşmıştı ve bu işi rahatça yapabiliyorlardı. Örgüt çok kısa sürede 40 milyon dolara yakın para kazanmıştı.

Savaş sonrası ekonomide ciddi sorunlar olmasına rağmen bir Suriyeli, gazetecilerle yaptığı görüşmede “2010 yılında tavuğun kilosu 1 dolardı, bugün (2013) 2,60 dolar” diyecekti. IŞİD ekonomik olarak çok zor durumda gözükmüyordu.

IŞİD’in köle politikasına da değinecek olursak, Yezidilere yapılanlardan örnek verelim: IŞİD, Kuzey Irak’a saldırdığında PKK ile IKBY’yi birbirine düşürdü. İki müttefik olabilecek gücü birbirine kırdırmak, IŞİD’in genel politikalarından birisidir.

Oysaki hem PKK hem de IKBY, IŞİD Sincar’a saldırdığında kaçmıştı. ABD gelene kadar ortalıkta gözükmemişlerdi ama suçu birbirlerine atarak sıyrılmak istediler ve ayrıştılar. Hatta Bağdadi, Erbil’e göç dalgası yaratarak IKBY’nin ekonomisine de saldırdı.

Yezidilere dönecek olursak: Ele geçirilen erkekler kurşuna dizildi, 5 bin kadar kadınsa otobüslere bindirilip Musul’a götürüldüler. Musul’da bir düğün sarayında aylarca bekletildikten sonra köle pazarında satılmaya başlandılar.

Bazı tüccarlar kadınlara özel ilgi gösteriyor, satın almak istiyordu. Aynı şekilde IŞİD teröristleri de bu Yezidi kızlarını “satın alabiliyordu” fakat bazı anlaşmazlıklar çıkında örgüt yönetimi bu duruma el attı ve şöyle bir bildiri yayımladı:

1- Eğer satın alınan köle bakireyse sahibi onu satın aldıktan sonra hiç beklemeden ilişkiye girmelidir. Eğer bakire değilse önce rahmi temizlenmelidir.

2- Eğer satın alınan kölenin başka sahipleri de bulunuyorsa, yani köle kızın birden çok sahibi varsa, cinsel ilişkiye girmek isteyen sahip ortakların paylarını satın almadan bunu gerçekleştiremez.

3- Henüz ergenlik çağına girmemiş bir dişi köle, sahibi tarafından uygun görülürse cinsel ilişkiye girebilir fakat uygun gözükmezse sadece zevk almakla da yetinilebilir.

IŞİD’in köle politikası da bu şekildeydi, genel duruma dönecek olursak…

2014 yılı IŞİD için değişimin yılı oldu. Ciddi ve katı kurallar yaygınlaştı. Örgüt içinde temizliğe gidildi, idam edilenler oldu. Felluce’nin ele geçirilmesiyle örgüt Irak’ta yeniden gücünü göstermeye başladı. Suriye’de de her geçen gün güçleniyordu.

Suriye’nin neredeyse üçte birini kontrol eden IŞİD, Musul’u da sansasyonel biçimde ele geçirdi. Irak ordusu mensupları IŞİD ile savaşmak yerine silahını atıp, üniformasını çıkarıp sivillerin arasına karışıp kaçmıştı.

Saddam’ın doğum yeri Tikrit de ele geçirildi. IŞİD, Bağdat’ın kapılarına dayandı.

Daha sonrasında Musul Nuri Camisi’nde, Ramazan ayının ilk gününde konuşan Ebu Bekir el-Bağdadi halifelik ilan etti, kendisini ilk halife ilan ederken örgütünün ismini de “İslam Devleti” olarak değiştirdi.

Ebu Musab ez-Zerkavi’nin hayallerini kurduğu ve uğrunda uğraştığı bu sözde devlet, öldükten 8 yıl sonra kendisini arka sıralarda dinleyen bir başka terörist tarafından ilan edilmiş oldu.

Bu süreçten sonra ABD, Rusya, Türkiye, çeşitli Avrupa ülkeleri, neredeyse bütün dünya hem Irak’ta hem de Suriye’de IŞİD ile savaştı. IŞİD çeşitli yerlerde saldırılarda bulundu. Yıllarca süren kanlı çarpışmaların ardından 2019’da IŞİD Suriye’de ve Irak’ta yenildi.

2019 yılının sonunda da Ebu Bekir el-Bağdadi, İdlib’de Amerikan ordusunun yaptığı operasyonda öldürüldü.

Günümüzde Ebu İbrahim el-Haşimi el-Kureyşi örgütün liderliğini yapmakta ve örgüt özellikle Afrika’da güçlenmektedir.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial
Open chat
Merhaba
Size nasıl yardımcı olabiliriz?